Üzüntü ve Tasa ile İlgili Dualar Üzerine Bir Tespit

Allah ‘ın selamı, rahmeti, mağfireti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Üzüntü ve tasa ile ilgili duâları içeren hadisleri araştırıyordum. Kütüb-i Sitte’nin bir kısmına baktım (aşağıda). Var olan bütün hadislere bakmadım. Yani çok derin bir araştırma değil. Neyse konuya dönelim. Duaların çoğunda tabii olarak belalardan kurtulma ile ilgili cümleler var. Fakat bunların yanında, ekseriyetinde, Allah ‘ın (c.c.) azameti, yüceliği ile ilgili cümleler olduğunu tespit ettim. Hatta öyle ki bazılarında direk böyle cümleler var. Bunun üzerinde tefekkür etmek lazım diye düşünmekteyim.

*** Üzüntü ve Tasa Halinde Dua ***

1813 – Hz. Sa’d (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Balığın karnında iken, Zü’n-Nün’un yaptığı dua şu idi: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü mine’z-zâlimin. (Allahım! Senden başka ilâh yoktur, seni her çeşit kusurlardan tenzih edirim. Ben nefsime zulmedenlerdenim.)” Bununla dua edip de icâbet görmeyen yoktur.”

Tirmizi, Daavât 85. (3500).

1814 – Hz. İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) üzüntü sırasında şu duayı okurdu: “Halim ve azim. olan Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Kıymetli Arş’ın Rabbi, arzın Rabbi, Semâvât’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur.”

Buhâri, Daavât 27, Tevhid 22, 23; Müslim, Zikr 83, (2730); Tirmizi, Daavât 40, (8431); İbnu Mâce, Dua 17, (3883).

1815 – el-Hudri (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün Mescid’e girdi. Orada Ensâr’dan Ebü Ümâme (radıyallahu anh) denen kimse ile karşılaştı. Ona:

“Ey Ebu Ümâme, niçin seni namaz vakti dışında Mescid’de oturmuş görüyorum?” diye sordu.

“Peşimi bırakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allah’ın Resülü” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselâm):

“Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allah, senden sıkıntını giderir ve borcunu öder.”

“Evet, ey Allah’ın Resülü, öğret!” dedim.

“Öyleyse, dedi, akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duayı oku: “AIlahım üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çaImasından ve insanların kahrından sana sığınırım.”

(Ebü Ümâme) der ki: “Ben bu duayı yaptım, Allah benden gamımı giderdi, borcumu ödedi.”

Ebü Dâvud, Salât 367, (1555).

1816 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ) Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek bir hizmetçi taleb etmişti. Resülullah ona:

“Şu duayı oku(man senin için hizmetçi edinmenden daha hayırlı)” dedi:

“Allahım! Sen yedi semânın Rabbi, Arş-ı Âzam’ın Rabbisin. Sen bizim Rabbimiz ve herşeyin Rabbisin. Tevrat, İncil ve Furkân’ı indiren, tohum ve çekirdekleri açansın. Her şeyin şerrinden sana sığınıyorum. Her şeyin alnından yapışmışsın (dizginleri senin elindedir). Evvel sensin, senden önce bir şey yoktur. Ahir sensin, senden sonra da bir şey kalmayacak. Sen zâhirsin, senin üstünde bir şey mevcut değildir. Sen bâtınsın, senin dışında bir şey yoktur. Benim borcumu öde, beni fukaralıktan kurtar, zengin kıl.”

Tirmizi, Daavât 68, (3477); İbnu Mâce, Dua, 2 (3831).

1817 – Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı bir şey üzecek olsa şu duayı okurdu: “Yâ Hayyu ya Kayyum, birahmetike estağisu. (Ey diri olan, ey Kayyüm olan Rabbim rahmetin adına yardımını talep ediyorum).” Ve keza şöyle derdi: “Elizzu bi-yâ-ze’l-celâli ve’l-İkrâm.” (Yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm)i devamlı söyleyin!

Tirmizi Daavât 99, (3522).

1818 – Esmâ Bintu Umeys (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: “Sana sıkıntı zamanında okuyacağın bir duayı öğreteyim mi?” diye sordu ve şu duayı söyledi: “Allâhu, Allâhu Rabbi lâ üşriku bihi şey’en. (Rabbim Allah’tır, Allah! Ben ona hiçbir şeyi ortak koşmam!)”

Ebu Dâvud, Salât 361, (1525), İbnu Mâce, Dua 17, (3882).

1819 – İbnu Mes’ud (radıyallâhu anh) demiştir ki: “Kimin sıkıntısı artarsa şu duayı okusun:

“Allahım ben senin kulunum, kulunun oğluyum, câriyenin oğluyum, senin avucunun içindeyim, alnım senin elinde. Hakkımdaki hükmün caridir. Kazan ne olursa hakkımda adalettir. Kendini tesmiye ettiğin veya kitabında indirdiğin veya nezdinde mevcut gayb hazinesinden seçtiğin, sana ait her bir isim adına senden Kur’ân’ı kalbimin baharı, sıkıntı ve gamlarımın atılma vesilesi kılmanı dilerim.”

Bu duayı okuyan her kulun gam ve sıkıntısını Allah gidermiş, yerine ferahlık vermiştir.”

Mecmau’z Zevaid’de (10, 136) mevcuttur. Hâkim’in Müstedrek’inde de (1,509) kaydedilmiş.

**********************************

Selam, duâ ve muhabbetle,

Allah ‘a (c.c.) emanet olunuz.

Beni Çek-me!

anadolu-universitesi-yuzuguAllah ‘ın selamı, rahmeti, mağfireti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Bir sabah otobüsle üniversiteye gidiyordum. Otobüsün içinde sallana sallana giderken gözüm cam kenarında oturan ihtiyar bir amcanın parmağındaki yüzüğe takıldı. Bir amcaya bir de yüzüğüne baktım. Yüzüğün üstünde “Anadolu Üniversitesi” yazıyordu. Asıl sıradışı olansa amcanın o yüzüğü takmasıydı. Takdir edersiniz ki günlük hayatımız içinde sıklıkla karşılaşacağımız bir görüntü değil. Ben de amcanın fotoğrafını çektim.

Günler sonra sosyal medyada gezerken bir fotoğrafçı arkadaşımın paylaşımına denk geldim. Aklıma otobüsteki amca geldi. Hemen sosyal medyada paylaşmaya karar verdim. Derken birden zihnimde bir şimşek çaktı. Ya Hû ben bu fotoğrafı çektim ama amcadan izin falan almadım. Amcanın yüzü pek belli değil ama… Bir yanım “Hadi paylaş!” diyor öteki yanım da “Hooop! Dur bakalım! Kul hakkına falan girmeyesin?” diyor. Yani bir Güzel’in deyimiyle içimdeki iyi ile kötü harp halinde (“… I contain an angel and a devil struggling inside,…”). Kısa bir mücadeleden sonra bu konuyu bir büyüğüme sormaya karar verdim. Gelen cevap kısaca şöyle oldu. Çektiğimiz bir fotoğrafın içindeki insanların yüzleri belli oluyorsa, bu insanlardan izin/helallik almak gerekiyor-muş. Zira bu bir hak olur-muş.

Diyeceğim o ki; hızla akıp giden hayatın içinde farkın olmadan, umursamadan, sorgulamadan yaptığımız pek çok şey var. Aman dikkat!

Selam, dua ve muhabbetle,

Allah ‘a emanet olunuz.

İhtiyarlar ve Kargo

Allah ‘ın selamı, rahmeti, mağfireti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Yeni girişim fikrim: İhtiyar kargosu. Yok yok girişim falan değil. Sadece yakın zamanda yaşadığım bir sorun. (Hayır ihtiyar olan ben değilim!)

Tamam tamam, geyik kısmını geçip meselenin özüne gelelim.

Malumunuz ihtiyar insanlar gençler kadar teknolojiye hakim değiller. Çoğunun yapabildiği şey birini aramak veya gelen aramayı açmak. Mesaj yazabileni de nadir galiba. Yapabilene de maşaallah diyelim.

Dedem de ne yazık ki sadece arama yapabilenlerden. Dolayısıyla mesaj falan gelirse, bütün yeni mesajlar biz dedemlere gelene kadar gelen kutusunda uslu uslu oturuyorlar.

Geçtiğimiz Kurban bayramında (h. 1436) dedemlerin yanlarına gittik. Her zaman olduğu gibi telefonu aldım. Mesajları tek tek okuyorum. Bir baktım bir kargo mesajı var. “Şu günde size geldik ama sizi bulamadık. Şu şubeden gelip kargonuzu alın.” demişler. Ben acaba bir yanlışlık mı var falan dedim önce. Dedem niye kargo versin? Bir ihtiyacı olursa genelde bize söyler zaten. Neyse deyip dedeme sordum. Meğer nereden nasıl yaptı bilmiyorum bir sipariş vermiş. Bir süre sonra kargo gelmiş. Dedemleri bulamayıp geri dönmüşler. Hatta gelen mesaja göre sonra tekrar gelmişler. Girişimleri aynı şekilde sonuçlanmış.

Benim bildiğim, kargo firmaları geldikleri zaman eğer kargoyu teslim edemezlerse bir not bırakıyorlar. Hani geldik ama yoktunuz. Bakın bu da bizim geldiğimizin kanıtı olsun. Ayrıca haberiniz olsun gelin şubeden alın öyle günlerce nerede kaldı bu kargo diye beklemeyin, diyorlar. Kapıda bir kağıt falan var mı diye dedeme sordum. Not mot görmemişler. Kargo firması da iki kere geldik yoktunuz diyor. İlginç bir durum söz konusu.

Düşünüyorum; dedem de babaannem de evden dışarı çıkmazlar. Nasıl oluyor da kargo firması teslimatı yapamıyor o zaman… Sonra bende şimşekler çaktı.

Dedem, babaannem ihtiyar insanlar. Haliyle de kulakları zor işitiyor. Hele bir de uykudalarsa… Zaten yataktan kalkıp kapıyı açmaları kaç dakika sürüyor. Kargo elemanı evdekilerin halini ne bilsin… Bir iki kere kapıyı çalmıştır. Bakmıştır ses seda yok. Çekip gitmiştir.

sign-old-peple

Demek ki bu kargo sisteminde bir açık var. Teslimat yapılacak kişi engelli veya ihtiyar olabilir. Dolayısıyla normal bir insan gibi hemen kapı ziline cevap veremeyebilir.

İyi, güzel. Problemi tespit ettik. Peki çözüm ne olabilir? Benim aklıma iki şey geldi. Bunlar daha ziyade varolan sistem üzerinde iyileştirme gibi. Çığır açıcı şeyler değil.

(Aslında buraya bir girişim fikri gelecek.)

Birincisi, kargo verilirken teslimat yapılacak kişinin ihtiyar/engelli olduğu ve teslimatta daha dikkatli ve sabırlı davranılması gerektiği notu düşülebilir. Kargo elemanı zile daha uzun basar. Kapıda daha uzun süre bekler falan. İkincisi galiba var. Ama yine de söyleyeyim. Alternatif bir alıcı belirtilebilir. Apartmandaki veya sitedeki bir komşu mesela.

Tabi böyle çözümler olsa bile ihtiyar bunu bilmeyebilir. En azından telefondan sipariş alıyorsa telefonun diğer ucundaki satıcı bunu özellikle sorabilir, alıcı kişinin özel bir durumu var mı falan. Ürün kargoya verilirken teslimata ilişkin özel not düşülür.

Başka çözümler de olabilir. Burada mühim olan kargo şirketlerinin böyle bir hassasiyetinin olmasıdır. Bu minvalde belki kargo şirketlerine e-postalar gönderilebilir. Duyarlı bir kargo şirketi çıkacaktır diye umut ediyorum.

Hepsinden önemlisi; Allah (c.c.) hepimize khayrlı, uğurlu, sağlıklı, afiyetli, bereketli, başarılı ve uzun ömürler nasip etsin. Âmin.

Selam, dua ve muhabbetle,

Allah ‘a (c.c.) emanet olunuz.

Zaman Yönetimi

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Bugün zaman yönetimi üzerine bir şeyler yazmak istedim. Günümüzdeki pek çok insan gibi ben de yoğunluktan şikayetçiyim. Zaman zaman gün 25 olsa ne güzel olurdu dediğim olmuştur. Peki günün 24 saatini çok verimli geçirdiğim halde mi böyle diyorum? Öhöm öhöm… Aslında hayır.

Bunu tespit etmek için bir süre boyunca her gün bir işe başlangıç ve bitiş saatlerimi not ettim. Özellikle de mesai saatleri içinde. Mesela:

… – 08:03 Okula varış

08:03 – 08:15 Laba varış

08:15 – 08:23 El yüz yıkama, personel odasından soğuk su alma

08:23 – 08:27 E-mail okuma, cevap yazma, gereksizleri silme vs.

08:27 – 08:29 Sunucu’ya bağlanıp X işlemini yapma.

şeklinde gidiyor… Böyle böyle herşeyi not ettim. Her seferinde de tam zamanını yazdım. Ne eksik olsun ne de fazla. Gün sonunda da gerçekten ne kadar “iş” yaptığıma baktım. Sonuç kötüydü (yazar burada sayısal değerler vermeye gönüllü değil.). Hal böyle olunca bir çözüm bulmak gerekiyordu. Ben de zaman yönetimi ile ilgili araştırmalar yaptım ve öğrendiklerimi uygulamaya koyuldum.

Kısa kısa tecrübelerimi aktarayım. He önceden söyleyeyim. Bazıları çok duyduğunuz şeyler. Ama öyle olması gerekiyor(muş):

  • Bence anahtar nokta plan yapmakta. Daha da önemlisi bu plana sadık kalmakta. Her günün akşamında ertesi gün için planı çıkarmak gerekiyor. Yatmadan evvel zihni ertesi güne hazırlamak faydalı oluyor. Bu biraz bilgisayarı kapatmakla bilgisayarı uykuya almak arasındaki fark gibi galiba. Yani plansız olarak yatıp ertesi gün (sabah) günlük planı çıkarınca bilgisayarı açmak gibi oluyor. Güne hazırlıklı olmak (en azından bana) daha zor geliyor ve daha fazla vakit alıyor. Fakat önceki gün, akşamdan (zihinde ve telefondaki takvimde) plan belli olarak yatınca sabah daha şuurlu ve kararlı hareket etmek mümkün oluyor.
  • Az buçuk anlaşıldığı üzere takvim kullanmak lazım. To-do listler bence tırt (kusura bakmayın). Niye to-do listler tırt? Bir kaç sebebi var. Birincisi, to-do listler başlangıçta az oluyor. Çok sevimli görünüyor. Fakat daha sonra çarşaf çarşaf uzuyor. Çünkü her iş hemen bitmiyor. Aylarca bir iş orada kalabiliyor. Bıkkınlık geliyor insana. İkincisi, bir işin başlangıç ve bitiş tarihi/zamanı konusunda net bir bilgi vermiyor. Başlangıç ve bitiş tarihi/zamanı derken o iş ne zaman yapılmalı, ne kadar sürmeli falan belirli değil. Müsadenizle açıklayayım. Sabah saatleri genelde günün en verimli saatleri oluyor. Şimdi bir dersin yoklama güncelleme işi çok uzun sürmez. Ben bunu sabah işe gelince yapabilirim. Ancak yazık olur. En değerli vakitte o kadar değerli olmayan bir iş yapmış olurum. Halbuki akşam (atıyorum) 16.30 – 16.50 arasında yapsam daha iyi olurdu. İş çıkışından önceki yarım saatte zaten pilim bitmiş oluyor. Bedensel olarak da iş yapış hızım azalıyor. Yoklama güncelleme işi dinlendirici olmaz ama çok süper zihin hareketi de gerektirmez. Bu yüzden böyle bir işi, zihnin yorgun olduğu bir vakitte yapmak daha mantıklı. Takvim kullanınca bu belirli oluyor. To-do list olursa (özellikle vakit belirtilmemişse) belirsiz oluyor. (Mobil uygulamalardaki) to-do listteki girdiye vakit eklemek mümkün. Ancak onlarda günün genel planı gözükmüyor. Hangi iş hangi işten sonra yapılacak görmek kolay olmuyor. Vakit belli olsun diye (az önce bahsettiğim gibi alarm kurma vs özelliği yoksa) özellikle elle yazınca da olmuyor. BIL101 yoklama listesini çarşamba 9’a kadar güncelleyip Moodle’a koy. Telefonun ekranının tamamı bir to-do girdisi oldu. Evet iş bitiş tarihi var ama günün hangi saatinde yapsam daha iyi olur? Yine belli değil. Ayrıca bu iş 20 dakika mı sürer yoksa 3 saat mi? Yani öyle ya da böyle takvim kullanmak bir günün, haftanın, ayın özetini daha iyi şekilde gösteriyor.
  • Takvim tutmak tek başına yetmiyor. Takvime/plana sadık kalmak gerekiyor. Plana bağlı kalmayı engelleyen bir kaç şey var. Birincisi, planı doğru yap(a)mamak olabilir. Yani bir iş x saatte yapılır demiş olabilirsiniz. Aslında o işi x+y saatte yapacaksınızdır. Bunu başta öngörememiş olabilirsiniz. Bir sonraki seferde geçmiş tecrübelere dayanarak yaparsınız. Ama sürekli böyle oluyorsa sorun sizdedir. Kendinize bir baktırın 🙂 İkincisi, dış etkenler zaman zaman işinizi bozuyor. Birisi geliyor ve işinizin ortasında başka iş veriyor. Acil bir şey çıkabiliyor yani. Öyle olunca o an yaptığınız iş gümbürtüye gidiyor. Plan kayıyor falan. Bunu önlemenin bir yolu (acil değilse) hayır demek ya da en azından o an yapılan işi bölmesini engellemek olabilir. Tabi o an gelen işin aciliyeti ve kim tarafından istendiğine göre hayır demek her zaman mümkün olmuyor. Ona bir çözüm bulamadım 🙁 Üçüncüsü, dikkati yeterince verememek ve o işi yapma konusundaki isteksizlik olabilir. Bu konuda kendinizle savaşmanız gerekebilir. Ben öyle yapıyorum. Benim dikkat sürem (çok) kısa. O yüzden bir işi (bir seferde yapılabilir) birkaç parçaya bölüp kısa aralarla yapmayı deniyorum. Meşhur parçala-yönet taktiği. İşe yaradığı ve yaramadığı zamanlar oldu. Bazen bir işi yaparken bir anda aslında tahmininizden daha zor olduğunu ve daha fazla zaman alacağını farkettiğiniz zamanlar oluyor. Bu durumda bütün planlar alt üst oluyor. Ben genelde o durumlarda geri çekilip nefes almaya, durumu kabullenmeye (komik ama öyle), üzerinde düşünmeye, nasıl çözeceğimi bulmaya ve sonra da tekrar aksiyon almaya çalışıyorum. Bu aslında bilinçli yaptığım bir şey değil. Benim için doğal süreç bu. Bende böyle. Sizde nasıl çalışır bilmiyorum.
  • Bir işe verdiğiniz süre neyse o işi o kadar sürede bitiyorsunuz. Aslında daha bile fazla zaman aldığı oluyor. Yani yoklama güncelleme örneğinden gidersek 20 dakikada yaparım bu işi dersem 20-25 dakika oluyor genelde. Çünkü iş sırasında bir dikkat dağınıklığı (telefonun çalması, odaya birinin gelmesi, aklına bir şey gelmesi vs) yüzünden geri işe dönme süresi; dikkat dağınıklığına sebep olan şeye ayrılan süre ve işin zorluğuna göre tekrar zihni olarak o işe geri dönme süresi plandaki süreye ekleniyor. Ayrıca zihin de ister istemez o hızda çalışıyor. Yani 15 dakika dersem belki gerçekten o sürede yapacağım. Vücut ona göre alarm durumuna geçecek ve hormonları falan ona göre ayarlayacak. Artık nasıl oluyorsa. Kendinizi nasıl şartladığınız önemli yani. Tabi abartmaya da gerek yok. Yani en hızlı şekilde 15 dakikada yaptığınız işe 10 dakika demenin bir anlamı yok. Gerçekçi değil. Vücudun, zihnin öyle gerçek dışı bir süreye adapte olması gibi bir durum da olmuyor. Hatta yaaaa 10 dakika içinde yapamadım deyip amaaaan nasılsa yarışı kaybettim diyerek 30 dakikada yapmaya da sebep olabiliyor. Tecrübeyle sabit. Süre verirken genelde olabildiğince gerçekçi süreler verip gerçekten o sürede bitirmeye kararlı olmak lazım. Her zaman değil ama zaman zaman da normale göre kendinizle yarışmak da güzel olabiliyor. Yani 25 dakika deyip 23 dakika da yapmak için kendinizle yarışmak gibi. Bu minvalde iş yapım süreleri için rekorlarınızı da bir yere kaydederseniz belki daha bile zevkli olabilir. Tamam abartmayıp işe geri dönüyoruz. Kendimize iş çıkartmayalım!
  • Aynı anda bir çok iş yapmak (şu multi-tasking denilen zımbırtı) külliyen yalan. Kesinlikle iş yapma süresini uzatıyor. Belki ben beceremiyorum ama duyduğum ve anlatılanlara göre de öyle. Ancak şöyle bir multi-tasking oluyor. Bir yandan biriyle telefonda konuşurken diğer yandan konuşulan konuyla ilgili olarak bilgisayarda mesela bir sitede bir şey aramak mümkün. Yoksa iki bağımsız işi yapmak mümkün değil. Bence.
  • Gün içerisinde ölü saatler var. Mesela işe gidiş ve işten dönüş. Bu vakitlerde bazı tırt işleri yapmak mümkün oluyor. Daha önce de bahsettiğim gibi verimli saatleri harcamak yerine böyle saatleri değerlendirmek daha iyi oluyor. Mesela EFT’yi göndermek, fatura ödemek, akla takılan bir şeyi yolda giderken aramak mümkün. Klasik olarak kitap vs okumak da mümkün ama ben pek yapamıyorum. Gözlerim karışıyor/yoruluyor. Bu minvalde bulabildiğim tek çözüm Pocket gibi uygulamalar kullanmak. Kaydedilen yazının fontları (elektronik olduğu için) büyütülebiliyor. Okuması kolaylaşıyor. Yolculuk (benimkisi gibi) uzun sürüyorsa vaktin nasıl geçtiğini anlamamak için iyi bir yöntem olabiliyor.
  • Biraz tuhaf gelebilir ama çok yememek de iyi oluyor. Çünkü ne zaman çok yemek yesem performansım düşüyor. Rehavet çöküyor. İş yapma isteğim azalıyor. Mümkünse midenin 3’te 1’i katık, 3’te 1’i su ve 3’te 1’i hava olsun.
  • Kağıt kalem güzel ama yanında taşımak dert. Akıllı telefonlarda harika uygulamalar var. Benim kullandığım birkaç uygulamayı söyleyeyim. Takvim için Google Takvim kullanıyorum. Her mobil ortamda var. Senkronizasyon özelliği sayesinde bir yerde değişiklik yapmak yeterli oluyor. Ayrıca telefonun ekranında Event Flow Calendar Widget uygulaması ile oluşturduğum bir widget var. Bu uygulama Google Takvim’den verileri alıp widget üstünde gösteriyor. Uzun uzun anlatmam çok uygun olmaz. Deneyin görün derim. Belgelerime istediğim yerden erişmek için Dropbox kullanıyorum. Google Keep var. Bu uygulama da aslında bir to-do list uygulaması gibi. Burada genelde süresiz şeyler var. Örneğin, okumak istediğim kitapların listesi, borç aldığım insanlar, bir duâ falan. Google Keep’in de mobil uygulamaları var ve tarayıcıdan erişmek mümkün.
  • Son anda aklıma geldi. Çok kısaca bahsedeyim. Telefonu sessize alıp ters çevirip uzak bir köşeye koyun. Mümkünse. İş yapacağınız süre boyunca sosyal medya ve diğer uyarılar sizi rahatsız etmesin. 10-15 saniyelik bölünmler yüzünden bir iş normalin 3 katı kadar vakit alabiliyor. Benden söylemesi.

21:57 ‘de başladığım bu yazı işini 23:57’de bitirdim. Bu süre zarfında 2 çay içtim. Bir kere  kardeşlerim film izlerken filmi kapattım 🙂 3 kere de telefonu kontrol ettim. Bu iş biraz eğlence işiydi. O yüzden bu bölünmeler çok önemli değil belki. Bir de sevdiğim bir şeyi yaptığım için geri dönmesi kolay oldu. Ama ben ben olayım, siz de siz olun ve özellikle mesai saatleri içinde bir işi yaparken böyle 65.536 kere bölmeyin.

Selam, dua ve muhabbetle,

Allah ‘a emanet olunuz.

Okçuluk Duâsı

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Daha önceki yazılarımda Kemankeş Mustafa Efendi’nin yıllar önce okçuluğun sırlarını bizimle paylaşmak için yazdığı kavsnamesini okuduğumu söylemiştim. Kavsnamenin başlarında ok atmakla ilgili bir duâ var. Ben bu duâyı ezberlemek istedim. Ezberlerken de her kelimenin anlamını öğreneyim. Bu şekilde daha hızlı öğrenirim, aklımda kalır diye düşündüm. Kelime anlamlarını araştırırken duânın yanlış yazıldığını anladım (1). Doğrusunun Arapça hali aşağıda verilmiştir.

Duânın bir hikayesi var. Efendimiz (s.a.v.) bir savaşta (Uhud olması lazım) pirimiz Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.) ‘ı önüne oturtmuş. Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.) her ok atışında “Allah ‘ım! Atacağım ok senin okundur. Onu düşmanına eriştir!” diye dua edermiş. Efendimiz (s.a.v.) ‘de her seferinde bu duanın arkasından “Allah ‘ım! Dua ettiği zaman, Sad’ın duasını kabul et! Allah ‘ım! Sad’ın atışını, okunu doğrult!” diye dua eder, “Ey Sa’d! Babam anam sana feda olsun! Durma at!” dermiş. Öyle ki, Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.) ‘ın tirkeşi boşalınca Efendimiz (s.a.v.) kendi oklarını tek tek Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.) ‘ın yayına yerleştirmiş (2). Allah bizleri şefaatlerine nail eylesin. (Âmin)

أَبِي بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، قَالَ : سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ فِي سَعْدٍ : ” اللَّهُمَّ سَدِّدْ رَمْيَتَهُ ، وَأَجِبْ دَعْوَتَهُ ، وَحَبِّبْهُ “

Kaynaklar:
(1) Vural, H. ve Aksoy, Y. M. (2010). Kavsname – Kemankeş Mustafa Efendi (ss. 39-40). Tokat: Taşhan Kitap Yayınları.
(2) Köksay, M. A. (2007). İslam Tarihi – Hz. Muhammed (s.a.s.) ve İslamiyet (Cilt 3, ss. 535-536). İstanbul: Işık Yayınları.

Kemankeş Mustafa Efendi’nin Kavsnamesinden Bir Alıntı

Esselamu aleykum ve rahmetullah,

Bilen bilir bür süredir geleneksel okçuluk ile uğraşmaktayım. Şuan bir yandan talim yaparken diğer yandan da Kemankeş Mustafa Efendi’nin kavs-nâmesini okuyorum. Hoşuma giden, sizlerle paylaşmak istediğim pek çok yer var. Birinden başlayayım istedim.

Şu an okuduğum kısımdaki konu okçuluğun, bilhassa menzil atışlarının, sabır gerektirdiği üzerine. Konuyla ilgili verilen misal çok hoşuma gitti. Buyrun…

“… dimişlerdür aceleyle yürüyen yolda kalur har-ı lenk anul anul menzil alur imdi meşeldür segirdim ile giden at yolda kalur amma aksak eşek aheste aheste yürümek ile konaga varur zira menzil atmak ya keramet ya idman dimişlerdür…”

🙂

Selam, dua ve muhabbetle,
Allah ‘a emanet olunuz.

Embed and Subset Fonts

Assalamu alaikum (Peace be upon you) dear visitor,

I have faced with font embed and subset problem every time I submit my research paper to IEEE or ACM conference or journal. In this article, I am going to explain how I embed and subset fonts in Ubuntu 14.04.1 LTS 64 bit. Here is my solution:

  1. Open terminal.
  2. Update repository.
  3. Install texlive.
  4. Install texlive-publishers.
  5. Install ghostscript.
  6. Create a shell script (sh) file in the folder that has your (IEEE, ACM) tex file.
  7. Copy the code below and paste it to the shell script file.
  8. Grant the execution permission and run it!

Congratulations! Now you have a pdf with embeded subset fonts.

Assalamu alaikum (Peace be upon you) 🙂

#!/bin/bash

## do not write tex extension
## only write tex file name
TEX_FILENAME=””
## do not write bib extension
## only write bib file name
BIB_FILENAME=””

if [ $# == 1 ]; then
TEX_FILENAME=$1
BIB_FILENAME=$1
elif [ $# == 2 ]; then
TEX_FILENAME=$1
BIB_FILENAME=$2
else
echo “This script requires two parameters to generate pdf with embeded subset fonts. These are tex and bib filenames.”
echo “You must provide at least one argument. In this case, script assumes that tex and bib file has exactly the same name.”
echo “Otherwise, first one must be tex file name without extension and the second one must be bib file name without extension.”
echo “Example: shellScript.sh myTexFile myBibFile”
echo “Wrong: shellScript.sh myBibFile.bib myTexFile.tex”
echo “Wrong: shellScript.sh myBibFile myTexFile.tex”
echo “Wrong: shellScript.sh myBibFile.bib myTexFile”
echo “Wrong: shellScript.sh myTexFile.tex myBibFile”
echo “Wrong: shellScript.sh myTexFile myBibFile.bib”
echo “Wrong: shellScript.sh myTexFile.tex myBibFile.bib”

exit 1
fi

## globals
LATEX_EXTENSION=”.tex”
BIBTEX_EXTENSION=”.bib”
DVI_EXTENSION=”.dvi”
PS_EXTENSION=”.ps”
PDF_EXTENSION=”.pdf”
AUX_EXTENSION=”.aux”
BBL_EXTENSION=”.bbl”
BLG_EXTENSION=”.blg”
LOG_EXTENSION=”.log”
SYNCTEX_EXTENSION=”.synctex”
GZ_EXTENSION=”.gz”

## create DVI file and update references
latex $TEX_FILENAME
bibtex $BIB_FILENAME
latex $TEX_FILENAME
latex $TEX_FILENAME

## convert DVI to PS
#dvips -Ppdf -G0 -ta4
dvips -Ppdf -G0 -ta4 $TEX_FILENAME

## convert PS to PDF
## in the mean time embed font subsets
ps2pdf -dCompatibilityLevel#1.4 \
-dPDFSETTINGS#/prepress \
-dAutoRotatePages#/None \
-dCompressPages#true \
-dASCII85EncodePages#false \
-dUseFlateCompression#true \
-dEmbedAllFonts#true \
-dSubsetFonts#true \
-dMaxSubsetPct#100 \
-dConvertCMYKImagesToRGB#false \
-dAutoFilterColorImages#true \
-dColorImageFilter#/DCTEncode \
-dEncodeColorImages#true \
-dDownsampleColorImages#true \
-dColorImageDepth#-1 \
-dColorImageResolution#300 \
-dColorImageDownsampleThreshold#1 \
-dColorImageDownsampleType#/Bicubic \
-dAutoFilterGrayImages#true \
-dGrayImageFilter#/DCTEncode \
-dEncodeGrayImages#true \
-dDownsampleGrayImages#true \
-dGrayImageDownsampleThreshold#1 \
-dGrayImageDownsampleType#/Bicubic \
-dGrayImageDepth#-1 \
-dGrayImageResolution#300 \
-dMonoImageFilter#/CCITTFaxEncode \
-dEncodeMonoImages#true \
-dDownsampleMonoImages#true \
-dMonoImageDownsampleThreshold#1 \
-dMonoImageDownsampleType#/Bicubic \
-dMonoImageDepth#-1 \
-dMonoImageResolution#600 \
“$TEX_FILENAME$PS_EXTENSION” “$TEX_FILENAME$PDF_EXTENSION”

## remove unnecessary files automatically
rm $TEX_FILENAME$AUX_EXTENSION
rm $TEX_FILENAME$DVI_EXTENSION
rm $TEX_FILENAME$PS_EXTENSION
rm $TEX_FILENAME$BBL_EXTENSION
rm $TEX_FILENAME$BLG_EXTENSION
rm $TEX_FILENAME$LOG_EXTENSION

How To Install Open vSwitch 2.3.0 to Ubuntu 14.04.1 LTS

Assalamu alaikum wa rahmatullahi wa barakatuh,
Peace be upon you dear visitor 🙂

In this tutorial, I’m going to show you how to install Open vSwitch 2.3.0 in your Ubuntu 14.04.1 LTS. I modified the installation code in Mininet to do that.

If you want to install Mininet and other things (e.g. cbench, wireshark, pox and etc.) from scratch, you should modify the installation script in Mininet, too. Before modifying the installation code, open install.sh in mininet/util directory. Then;

  • Change OVS_RELEASE=1.4.0 to OVS_RELEASE=2.3.0.
  • If you have previous version of Open vSwitch installed in your system, you should remove it. Thus, use remove_ovs function to do that. You can either run this code separately or add to the function all.
  • Comment out ovs line in the function all and add function ubuntuOvs in it.

function all {

echo “Installing all packages except for -eix (doxypy, ivs, nox-classic)…”
kernel
mn_deps
# Skip mn_dev (doxypy/texlive/fonts/etc.) because it’s huge
# mn_dev
of
install_wireshark
remove_ovs
ubuntuOVS
pox
oftest
cbench
echo “Enjoy Mininet!”
}

The script that I use to install Mininet, OpenFlow, OpenFlow v1.3, Wireshark, Floodlight and Open vSwitch 2.3.0 into SDN_RAD folder under home directory is here. Use it at your own risk!

Assalamu alaikum wa rahmatullahi wa barakatuh 🙂

Floodlight Exact/Prefix IP Matching Tutorial

Assalamu alaikum (Peace be upon you) dear friend =)

In this tutorial, I’m going to show you how to make exact IP matching in the Floodlight controller using Mininet, OpenFlow (of course) and Open vSwitch.

Let’s begin with the topology. We have me (Sadican), my workmate (Workmate) and a server (Bilmuh). All of them are connected to an Open vSwitch. Overall network is something like that:

tut_network_topology

Here are the IP addresses and switch ports for each node:

Node Name IP Address Connected Physical SW Port
Sadican 10.0.0.11 1
Workmate 10.0.0.55 2
Bilmuh Server 10.0.0.99 3

Me and my workmate want connect to the Bilmuh server. Whenever we try to connect to the server, (if there is no corresponding rule in the switch) switch sends packet-in message to the Floodlight (FL) controller. FL takes this message and extracts IP addresses. Then, it generates exact IP matching rules. There are several important things to do that.

  • First of all, FL has to know connected ports of nodes, which are given.
  • Secondly, controller must create 4 flow-mod add rules. 2 Rules for ARP packets from one node to another (e.g. Sadican to Bilmuh server and reverse) and 2 rules for TCP connections.
  • FL must specify data layer type in matching. For TCP, it is 0x800 and for ARP, it is 0x806. Do not forget that!
  • FL must also set both of the network masks to 32 bits (full) for source and destination IP addresses.

For TCP Connections:
match.setWildcards(Wildcards.FULL.matchOn(Flag.IN_PORT)
.matchOn(Flag.DL_TYPE).matchOn(Flag.NW_SRC).matchOn(Flag.NW_DST).withNwSrcMask(32).withNwDstMask(32));
match.setDataLayerType(Ethernet.TYPE_IPv4);
match.setNetworkProtocol(IPv4.PROTOCOL_TCP);

For ARP Connections:
match.setWildcards(Wildcards.FULL.matchOn(Flag.IN_PORT).matchOn(Flag.DL_TYPE).matchOn(Flag.NW_SRC).matchOn(Flag.NW_DST).withNwSrcMask(32).withNwDstMask(32));
match.setDataLayerType(Ethernet.TYPE_ARP);
match.setNetworkProtocol(IPv4.PROTOCOL_TCP);

You can download the Mininet script from here.

You can download the Floodlight module from here. 

If you will test this scenario, you should disable Forwarding and LearningSwitch modules. To do so, open floodlightdefault.properties file and delete the modules. Then, add our module (a.tests.ExactIPMatchingTutorial) in it. Since, they also establish paths between nodes. Here is a screenshot from FL’s UI:

Remarks:
If network source and destination masks are less than 32, exact IP matching becomes prefix matching. Actually, you can try it by changing withNwSrcMask and withNwDstMask to something like 16 or whatever. You will see that there will be less than 8 rules in the switch. It is because some rules overlap and they are removed during addition operation as specified in the OpenFlow version 1.0. Besides, exact IP addresses become prefixed IP addresses. For example, 10.0.0.11 becomes 10.0.0.0.

tut_fl_ss_exact_ip_matching