Müslüman Erkeklerin Pantolonla İmtihanı

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Efendim Müslüman erkeğin imtihanıdır pantolonlar. Özene bezene giydiğimiz, onca para verip aldığımız güzelim pantolonlarımızın istisnasız hepsinin dizleri çıkıyor. En azından benim çıkıyor.

Nasıl becerdiğimi(zi) de bilmiyorum. Aslında özel bir çaba göstermiyorum. 🙂 Öyle dizlerimi paaat! diye yere koymam. Kasten dizimi yerde de sürtmüyorum…

Pantolonu alıyorsun, başlıyorsun kullanmaya ve bir süre sonra böyle dizde sinir bozucu bir çıkıklık, şişkinlik, tümseklik. Bu kelimeden de nefret ederim ama böyle bombeli bir diz… İyyyhhh… Hayır yıkasan bile geri düzelmiyor o diz. O diz artık öyle. Pantolonu o şekilde kabul edeceksin. Bu pantolonun dizi şişkin abi. Bu yani. Yapacak fazla bir şey yok. Öyle ki, pantolon giymenin birinci şartı oluyor bazen. Öyle rengine, kumaşına göre seçim yapmıyorsun. Ne kadar şişkin dizi? Birinci kriter bu abi. (Biraz abarttım galiba)

Sonra ütülerken de zor. Ütüyü direk gezdiremiyorsun. Paçadan kaptırıp bele doğru ütülüyorsun. Haydaa dizde bir yer ikiye katlanmış. Diz kısmına gelince ille gerdirme yapacaksın. Keyfin bilir…

Bir de zamanla o dizler beyazlıyor ki sormayın. Rengi açılıyor yani. Tuhaf bir görüntü.  Pantolon koyu renk, her yeri koyu ama o dizler daha açık bir renk. La havle…

Hasılı, bekliyoruz ki bir tane Müslüman tekstilci çıksın da şu işe el atsın. Şöyle dizleri şişmeyen, belirmeyen, beyazlamayan, aşınmayan bir pantolon üretsin.

Tabii bunların hepsi keyfe keder dertler. Şükürler olsun ki ne başımıza füze düşüyor, ne evlerimiz yakılıyor ne de Müslüman olduğumuz işkence ediliyoruz. Allah kimseye göstermesin. Allah bizim haberimiz olsun olmasın zulüm altında olan bütün kardeşlerimize yardım etsin. Onları zulümden kurtarsın. Âmin.

Vakt-i şerifleriniz hayr olsun.

Selam ve dua ile efendim 🙂

 

Dua Üzerine

E’s-Selamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühu,

Efendim, Allah ‘a şükürler olsun ki, dua eden insanlarız. Lakin bir eksiğimiz var. O da şudur ki: kendi duamıza amin demiyoruz. Babam ve kardeşim uzun zaman önce beni uyarana kadar ben de etmezdim. Kendi duama amin demem gerektiğinin öğrenince uygulamaya başladım. Sonra bir sebepten kendi duasına amin demeyen kardeşlerimi görünce, onlara olması gerekeni hatırlatmak istedim. Bunu hem kırıcı olmadan hem de karşı tarafta tesiri kuvvetli olacak şekilde yapmam gerekiyordu ki o da uygulasın. Aklıma gelen en güzel çözüm kaynak göstermekti. Konuyla alakalı bir hadis bulma arayışına girdim ve nitekim, elhamdülillah, bir hadis-i şerif de buldum. Hatta ve hatta fazladan başka şeyler de buldum 🙂 Bunları sizinle de paylaşmak istiyorum. Okuyup, uygulayıp, bana da dua edenden Allah razı olsun, Allah rahmet eylesin (Hepsini okuyan anlar), âmin. :))

Hadis 01: Ebu Züheyr en-Nümeyri (ra)’den naklen anlatıyor: “Bir gece Resulullah (sav) ile beraber çıktık. Derken bir adama rastlatdık. Sual (ve Allah’tan talep) hususunda çok ısrarlı idi. Resulullah (sav) onu dinlemek üzere durakladı. Ve: “Eğer (duayı) sonlandırırsa vacib oldu!” buyurdu. Kendisine: “Ne ile sonlandırırsa ey Allah’ın Resulü!” denildi. “Amin ile” dedi, uzaklaştı. Adama: “Ey fülan! Duanı aminle tamamla ve de gözün aydın olsun!” dedi.

Ravi: Ebu Musahhih el-Makrai (R.a.)

Kaynak: Ebu Davud, Salat 172, (938)


Hadis 02: Resulullah (sav) dua eden bir adamın, dua sırasında Hz. Peygamber (sav)’e salat ve selam okumadığını görmüştü. Hemen: “Bu kimse acele etti” buyurdu. Sonra adamı çağırıp: “Biriniz dua ederken, Allahu Teala’ya hamd-u send ederek başlasın, sonra Hz. Peygamber (sav)’e salat okusun, sonra da diledigini istesin” buyurdu.

Ravi: Fadale İbnu Ubeyd (R.a.)

Kaynak: Tirmizi, Da’avat 66, (3473, 3476); Ebu Davud, Salat 368, (1481); Nesai, Sehv 48, (3, 44)


Hadis 03: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Sizden biri dua edince “Ya Rabb! Dilersen beni affet! Ya Rabb dilersen bana rahmet et!” demesin. Bilakis, azimle (kesin bir üslubla) istesin, zira Allah Teala Haretleri’ni kimse icbar edemez.”

Ravi: Enes (R.a.)

Kaynak: Buhari, Da’avat 21, Tevhid 31; Müslim, Zikr 7, (2678-79); Muvatta, Kurban 28 (1, 213); Tirmizi, Da’avat 79 (3492); Ebu Davud, Salat 358, (1483); İbnu Mace, Dua 8, (3854)


Hadis 04: Bir sefere (Hayber Seferi) çıkmıştık. Halk (yolda, bir ara) yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) (müdahele ederek): “Nefislerinize karşı merhametli olun. Zira sizler, sağır birisine hitab etmiyorsunuz, muhatabınız gaib de değil. Sizler gören, işiten, (nerede olsanız) sizinle olan bir Zat’a, Allah’a hitab ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zat, her birinize, bineğinin boynundan daha yakındır” dedi.

Ravi: Ebu Musa (R.a.)

Kaynak: Buhari, Da’avat 50, 67, Cihad 131, Meğazi 38, Kader 7, Tevhid 9; Müslim, Zikr 44, (2704); Tirmizi, Da’avat 3, 69, (3371, 3467); Ebu Davud, Salat 361, (1526, 1527, 1528)


Hadis 05: Resulullah (sav) özlü duaları tercih eder, diğerlerini bırakırdı.

Ravi: Hz. Aişe (R.a.)

Kaynak: Ebu Davud, Salat 358, (1482)


Hadis 06: Resulullah (sav) duayı üç kere yapmaktan, istiğfarı üç kere yapmaktan hoşlanırdı.

Ravi: İbnu Mes’ud (R.a.)

Kaynak: Ebu Davud, Salat 361, (1524)


Hadis 07: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kardeşinin gıyabında dua eden hiçbir mü’min yoktur ki melek de: “Bir misli de sana olsun” demesin.” (Ebu Davud’un rivayetinde şu ziyade vardır: “Melekler: “Amin, bir misli de sana olsun!” derler.”)

Ravi: Ebu’d-Derda (R.a.)

Kaynak: Müslim, Zikr 86, 88, (2732, 2733); Ebu Davud, Salat 364, (1534)


Hadis 08: Resulullah (sav) buyudular ki: “Acele etmediği müddetçe herbirinizin duasına icabet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: “Ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmedi.” (Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir: “Kul, günah talebetmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icabet görmeye (kabul edilmeye) devam eder.” Tirmizi’nin bir diğer rivayetinde şöyledir: “Allah’a dua eden herkese Allah icabet eder. Bu icabet, ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek suretiyle olur, yeter ki günah taleb etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun.”)

Ravi: Ebu Hüreyre (R.a.)

Kaynak: Buhari, Da’avat 22; Müslim, Zikr 92, (2736); Muvatta, Kurban 29 (1, 213); Tirmizi, Da’avat 146, (3602, 3603); Ebu Davud, Salat 368, (1484)


Hadis 09: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.”

Ravi: Enes (R.a.)

Kaynak: Tirmizi, Da’avat 149, (3607, 3608)


Hadis10: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Allah Teala Hazretleri kendisinden istemeyene gadap eder.”

Ravi: Ebu Hüreyre (R.a.)

Kaynak: Tirmizi, Da’avat 3, (3370); İbnu Mace, Dua 1, (3827)


Hadis11: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Allahu Teala Hazretleri’nin fazlından isteyin. Zira Allah, kendisinden istenmesini sever, ibadetin en efdali de (dua edip) kurtuluşu beklemektir.

Ravi: İbnu Mes’ud (R.a.)

Kaynak: Tirmizi, Da’avat 126, (3666)


Hadis12: Bir kadın: “Ey Allah’ın Resulü, bana ve kocama dua ediver!” diye ricada bulunmuştu. Resulullah (sav) efendimiz: “Allah sana da, kocana da rahmet etsin!” diye dua buyurdu.

Ravi: Cabir (R.a.)

Kaynak: Ebu Davud, Salat 363, (1633)

Merhum hocamın konu ile alakalı bir sözünü de ekleyerek bu yazıyı da burada noktalamak istiyorum. Sözü bana hatırlatandan Allah razı olsun, âmin.

“İyilik halinde Allah’ı unutmayın ki, kötü günlerinizde Allah sizin duanızı kabul etsin.”

Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN (Rh.a)

Allah ‘a emanet olun (âmin), selam ile 🙂

Kınalı Kuzular Nasıl Yetişiyor?

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Şahid olduğum bir diyalog:

Küçük Kız (6 Yaşında): Bak ben bebek aldım.

Erkek: Aaa öyle mi? Şimdi görüyorum.

Küçük Kız: Tanışmak ister misin?

Der ve bebeğin elini kaldırır.

Erkek: O kız ama… Namahrem o!

Küçük kız erkeğin dediğini anlamaz fakat güler ve sorar:

Küçük Kız: Ne? Nasıl yani?

Erkek: Müslüman erkek yabancı bir kadınla el sıkışmaz, dokunmaz. Namahrem o demek.

Küçük kız umursamaz ve devam eder. Bebeği erkeğin yanağına uzatmaya çalışarak:

Küçük Kız: Eğilsene ya! Öpecek senii!

Erkek: Dedim ya sana az önce; namahrem o! Ben dokunamam ona.

Der ve konuşma biter. Küçük kız konuşmayı bırakır ve oyuna dalar.

Allah ‘a emanet olunuz,

Haşr Sûresi

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun,

Hadis: Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim sabaha erdiği zaman üç kere “Euzubillahi`s-semi`il-alim mine`ş-şeytani`r-racim” der ve Haşr Suresi’nden üç ayet okursa, Allah onun için yetmiş bin meleği vekil tayin eder de onlar, akşam oluncaya kadar kendisine rahmet okurlar. Şayet o gün ölecek olsa şehid olarak ölür. akşam vaktinde aynı şekilde okuyacak olsa (keza sabaha kadar aynı şeyler sözkonusudur).

Ravi: Ma’kıl İbnu Yesar

6-Pack

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun,

Efendim bildiğiniz üzere Şevval Ayı’nda 6 gün oruç tutmak bütün seneyi oruçlu tutmuş gibi sevap kazandırıyor [1]. Düşünsenize sadece 6 taş ile en az 354 gün vuruyorsunuz. Müthiş! Tamam bunu cebe attık. İyi, güzel, hoş…

Peki daha fazla sevap alabilir miyiz?

Evvet! Alabiliriz!

Nasıl mı? Şöyle kiii:

Eyyam-ı Biyd [2] (13-14-15 Oruçları. Bu arada doğrusu böyle yazılıyor diye biliyorum. Yanlış isem lütfen düzeltin efendim.) bu cuma, cumartesi ve pazar. Yani 31 Ağustos, 1 ve 2 Eylül 2012. Şevval oruçlarının 3’ünü bu günler tutarsak ikisininde sevabını alıyoruz inşaallah.

Fark ettiğiniz üzere bu 3 günün evveli perşembe ve ahiri de pazartesi. Yani pazartesi ve perşembe günü oruçları [3] [4] [5] ile birleştirmek de mümkün. Böylece Şevval Ayı’nda tutmak istediğiniz 6 günün 5 ‘ini bu günlerde tutabilirsiniz.

Dilerseniz Şevval Ayı’nın son günü de oruç tutarak 6 gün oruç tutmuş olur bir sürü sevabı da sağ tarafınıza yazdırmış olursunuz, inşaallah.

Allah yariniz ve yardımcınız olsun.

Selam ve dua ile efendim…

Kaynaklar:

[1] “Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur.” (Riyazüs-Salihin, C.2,S.510,2)

[2] “Kim her aydan üç gün oruç tutarsa ömür boyu oruç tutmuş gibi olur.” (Tirmizî, Savm, 54, III, 135)

[3] Efendimiz (s.a.v.) ‘e pazartesi günü oruç tutmanın fazileti soruldu. O da şöyle buyurdu ki: “O gün, benim doğduğum, peygamber olduğum (veya bana vahiy geldiği) gündür.” (Müslim, Sıyâm 197, 198)

[4] Ebu Hureyre radıyallahu anhden rivayet edildiğine göre Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Pazartesi ve perşembe günleri ameller (Allah’a) arz olunur. Ben, oruçluyken amellerimin arz olunmasını isterim.” (Tirmizî, Savm 44. Ayrıca bk. Müslim, Birr ve’s–sıla 36 (ancak burada oruçla ilgili kısım yer almamaktadır); Nesâî, Sıyâm 70)

[5] Aişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) pazartesi ve perşembe günleri orucuna özen gösterirdi. (Tirmizî, Savm 44. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd 60; Nesâî, Sıyâm 70; İbni Mâce, Sıyâm 42)

Nasıl da Bi Hamla Büyütüverdin Çocuğu!

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun,

Efendim benim bir yeğenim oldu (Dualarınızı esirgemeyin lütfen). Bütün sülalem merakla kuzucuğu görmek istiyor tabii. Biz de tablet ile fotoğraflarını çekmiştik, göstermesi kolay olsun diye. Hem bir anlamda bayram ziyareti için hem de bebeği göstermek için ananemlere gittik. Selam sabahı bırakıp direk bebeği görmek istediler 😀 Kız kardeşim tableti çıkarıp ananeme bebeği gösteriyor ve ben de yanındayım. Ananem sevgi tepkileri gösteriyor (:

Ananem: Ammanın ne de tatlı buuu! (Yanakları tombul bir bebek (=)

Derken kız kardeşim fotoğraflar arası geçiş yaparken güzel bir fotoğrafa denk gelir ve:

Rasih: Büyütsene fotoğrafı.

Kız Kardeşim: (İki parmağıyla yakınlaştırma yapar.)

Ananem: Nasıl da bi hamla büyütüverdin çocuğuuu! Kolay mı o öyle!

😀

Selam ve dua ile efendim (:

Xrandr Komutu ile Çift Monitör Ayarı

 

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun,

Bu anlatımda kısaca nasıl iki ekran kullanacağınızı anlatacağım.

Diyelim ki iki tane monitörünüz var ve masaüstünü uzatarak ikisini birden kullanmak istiyorsunuz. Bunun için öncelikle monitörlerin sistemdeki adını öğrenmeniz gerekiyor. Ekseriyetle laptoplar için LVDS ve masaüstü bilgisayarlar için VGA kullanılır. Ekran uzatma işlemini yapmadan önce bunu iki bilgiyi elde etmeniz gerekiyor. Bunun için komut satırına xrandr yazmanız yeterlidir. Ekranda bilgisayara bağlı monitörlerin listesi çıkar. Hatta ayrıntılı bir listedir. Siz sadece en baştaki bilgileri kullanacaksınız (örn. LVDS1 veya VGA1 gibi.).

Xrandr Monitör Listesi
xrandr komutunu kullanarak bilgisayara bağlı monitörleri öğrenin

Daha sonra sıra, ekranların hangisinin sağda hangisinin solda olduğunu bilgisayara söylemeye geliyor. Bunun için yine aynı komutu farklı parametrelerle kullanıyoruz. Yön ayarlamasını yapmadan önce birincil ekranın hangisi olduğunu bilgisayara söylememiz gerekiyor. Bunun için:

UYARI: Tek – gibi görünenler aslında çift olacak. Yan yana iki tane yazında tek gibi gösteriyor. Kusura bakmayın. :/

xrandr –output <EKRAN01> –primary

komutunu kullanıyoruz. Son olarak da ikincil ekranın bu ekranın ne tarafında olacağını söylememiz gerekiyor. Bunun için de 4 farklı yön parametremiz var. Genel kullanımı ise şu şekilde:

 Ana ekran yukarıda: xrandr –output <EKRAN01> –above <EKRAN02>

Ana ekran aşağıda: xrandr –output <EKRAN01> –below <EKRAN02>

Ana ekran sağda: xrandr –output <EKRAN01> –right-of <EKRAN02>

Ana ekran solda: xrandr –output <EKRAN01> –left-of <EKRAN02>

NOT: Eğer ekranları uzatmak yerine iki ekrana da aynı görüntünün olmasını isterseniz same-as komutunu kullanabilirsiniz. Yani:

xrandr –output <EKRAN01> –same-as <EKRAN02>

Türlü’nün Hikayesi

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun,

Bugün bir yemek olan türlü hakkında yazmak istedim. Bu yemeğin nasıl ortaya çıktığını merak ediyorum. Herhalde bu yemeği ilk defa yapan teyzem çok açtı. Hani öyle bir haldeydi ki demek ki, evde bisküvi bile yoktu. Bisküvi yada şu İlkler var ya hani BİM’de satılan, en azından azıcık tutar da sonra gider bir şeyler alır insan, ne bileyim. Ama belli ki parası da yokmuş dışarıdan bir şey almaya. Artık ay sonundan bir gün evvel miydi neydi bilmiyorum. Besbelli evde de böyle adam akıllı bir şey yoktu sebze namına. Baktı bir poşette azıcık patlıcan var. Diğerinde de çok az kabak. Arka taraftaki poşette bir papates. Köşede bir soğan. Dolabın kapağındaki salçanın dibinde az bir şey kalmış. Sonra düşündü ki tek başına bunlarla yemek yapamayacak, en iyisi hepsini birleştirip ortaya bir yemek çıkartmak… Yemeği üşenmeden yapmış ve afiyetle de yemiş. Sonra artık beğenmişse demek ki yaptığı yemeği, bir de üzerine isim koymuş “Türlü” diye, içeriğiyle müsemma…

Zeytinyağlı Türlü

Sevmiyorum diyemem lakin seviyorum da diyemiyorum. Türlü’nün sevmediğim tarafı adam akıllı hiçbir sebzenin tadını alamıyor olmam. Ne kabağın tadı geliyor ağzıma, ne patlıcanın, ne patatesin. Ben de hepsini ayrı ayrı yiyorum ki ayrı ayrı her sebzenin tadını alayım. Bu sefer de sofrada 3 yemek varmış gibi oluyor. (:

Tuhaf olan şey de şu ki herşeyi karmakarışık olan bu yemeği, yeni nesil neden sevmiyor? (:

Allah ‘a emanet olunuz efendim (:

 

O Kayayı Sudan Kurtarmak Lazım

Es’selamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü,

Geçtiğimiz günlerde Üsküdar’daki Salacak sahiline oturmaya gitmiştim. Kız Kulesi’ne kıyıdan bakınca sol tarafında büyük taşlı bir alan var. Yazımı okuyanların pek çoğunun bildiğine eminim. Oraya sadece sıcak bir yaz gününde serinlemeye, dinlenmek için oturmaya ve dalgaları seyretmeye gitmiştim. Kendime rahatça oturabileceğim bir kaya seçip, yerime kuruldum.

Salacak Sahil

Vakit ilerlemiş ve akşam ezanına az kalmıştı. Hava kararmaya başlamıştı. Rüzgar da şiddetini arttırmıştı. Keyfime diyecek yoktu yani. Havanın kararmasıyla saldırganlaşan dalgalar sahili dövüyordu. Batan güneşi izlemeyi bırakıp dalgaları seyretmeye başladım. Benzetmem size tuhaf gelebilir ama deniz petrol gibi gözüküyordu. Öyle mavi falan değil siyah ve parlak. Hepsinden de öte, kolları uzayıp kısalan bir canavar gibiydi. Ellerini kıyıya doğru uzatıp geri çekiyordu. Bunu hiç bıkmadan defalarca yapıyordu.

Kıyıdan azıcık uzakta bir kaya vardı. Tek başına duruyordu. Hırçın deniz bıkmadan onu yutmaya çalışıyordu. Fakat her seferinde kaya, dalgaları deliyordu. Yine de üzeri iyice yosunla kaplanmıştı.

Salacak Sahil Kaya

Bir müddet bu mücadeleyi izledim. Neden sonra aklıma Filistin geldi. O kaya Filistin’di. Deniz ise İsrail. Ve ben de Türkiye… Kaya kuşatılmıştı, tıpkı Filistin gibi… Denizin saldırılarına direniyordu. Tek yapabildiği dalganın çekilmesini beklemekti. Deniz durmadan saldırıyordu, tıpkı İsrail gibi… Kaya hiçbir yere gidemiyordu. Kendini kurtaramazdı. Ben de sadece izliyordum, tıpkı Türkiye gibi…

Eğer o kayanın çevresine başka kaya yuvarlarsam kurtulacaktı.  Belki de çevresine duvar örmeliydim. Dalgaların aşamayacağı bir duvar… Ama hiçbirini yapmadım, tıpkı Türkiye gibi…

Herşey bir kenara o kayanın fazla zamanı yok. Deniz gün geçtikçe daha fazlasını içine alıyor. Kaya dalgalara dayanamayıp zamanla ufalıyor. Eğer bir şey yapmazsak ya suyun altında kalacak ya da ufalıp kaybolacak. Artık, daha da fazla geç kalmadan, biraz para (bedel) ödeyip tahta, çekiç, çivi, çimento, kum vs alıp o kayayı sudan kurtarmak lazım. Biraz yorulmak, biraz gayret sarfetmek lazım. Biraz olumlu somut adımlar atmak lazım.

Biz kayayız. Filistin de kaya. Ve İsrail deniz. Öylece seyretmeye devam edersek önce o kaya kaybolacak, sonra çevredeki diğer kayalar ve sonra bir başka kaya olan biz, tıpkı Filistin gibi…