Kategoriler
Genel Günlük

Tasarım Harikası Derken?

Allah ‘ın selâmı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Tasarım harikası beyaz eşyalar kime göre, neye göre tasarım harikası?

Beyaz eşyalar tasarlanırken her ülkenin kültürü, alışkanlıkları, yaşam koşulları yani hayat standartları göz önüne alınıyor mu bilmiyorum. Ayrıca bizim için konuşursak, Türkiye’de satılan beyaz eşyaları, uluslararası firmalar için, Türk endüstriyel tasarımcıların tasarladıklarından da emin değilim. Bununla birlikte, Türk endüstriyel tasarımcıların da batıdan esinlendiklerinden hiç şüphem yok.

beyaz esya

 

Ne kadar batılılaşsak da geçmişten gelen bir kültürümüz var. Kendimize has bir tarzımız var. Belirli ortalama bir hayat standardımız var. Bizde hala doğu kültürü var. Fakat aldığımız eşya batılı. Dolayısıyla bize pek de uymuyor.

buzdolabı

Bunların yanı sıra, tasarım harikası olduğunu düşündükleri beyaz eşyaları tasarlayan endüstriyel tasarımcılara, tasarladıklarını en az bir yıl kullandırtmak lazım diye düşünüyorum. Çünkü pek de kullanışlı değil. Bilhassa buzdolapları için bu böyle. Eğer kendileri kullanırsa belki kötü taraflarını görüp buna göre iyileştirme yapabilirler.

Allah ‘a emanet olunuz.
Selâm, dua ve muhabbetle.

Kategoriler
Günlük Manevi İlaçlar

Yeni Hicrî Yıl Yaklaşırken

Allah ‘ın selâmı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Yeni hicrî yıl yaklaşırken bu yeni yılı nasıl karşılamamız gerektiği üzerine ufak bir hadis araştırması yaptım. Bulduğum yaygın hadislere göre şunları yapabiliriz:

1- Zilhicce ‘nin son günüve Muharrem ‘in ilk günü oruç tutmak [50 senelik günahlar kefâret edilir + 30 günlük oruç sevabı]

2- Aşura gününde ve o günden ya bir gün önce ya da bir gün sonra oruç tutmak [geçmiş senenin günahları affedilir + 60 günlük oruç sevabı]

3- Perşembe, cum’a ve cumartesi günü oruç tutmak [her gün için 900 senelik ibadet sevabı verilir + 90 günlük oruç sevabı ]

4- Eyyam-ı biyd oruçlarını da ekleyebilirsiniz [Eyyam-ı biyd + 90 günlük oruç sevabı]

“Ramazan orucundan sonra, tutulan oruçların en faziletlisi Allah’a izafet ile şereflendirilen Muharrem ayındaki oruçtur.” (Riyazü’s-Sâlihin, II, 504)

“Ramazan ayından sonra en kıymetli oruç Allah ’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” (Müslim, Ebu Davud)

“Ramazan’dan sonra en üstün oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlarından sonra en değerli ve üstün namaz gece yarısında kılınan (teheccüd) namazıdır.” (Ebu Hureyre (r.a.), Müslim)

“Haram aylardan herhangi birisinin bir gününü oruçlu geçirmek, başka bir ayın otuz gününü oruçla geçirmekten daha efdal ve üstündür. Ramazan ayının bir gününün orucu, haram ayların otuz gününün orucundan daha efdaldir.” (İhya-ı Ulum’id-Din – İmam-ı Gazalî)

“Zilhicce’nin sonuncu günü ile Muharrem’in ilk gününü oruçlu geçiren kişi geçen seneyi oruçla bitirmiş, gelecek seneyi de oruçla karşılamış olduğundan Allah-ü Tealâ ona elli senelik kefaret yazar.” (Gunyet’üt Talibin – Abdülkadir Geylanî k.s.)

“Aşura günü orucunu tutun, fakat -Aşure gününden bir gün önce veya bir gün sonra da (9-10, veya 10-11. günü) oruç tutmak suretiyle- Yahudilere muhalefet edin” (İbn Abbas / Ahmed b. Hanbel / bk. İbn Hacer, 4/245)

“Aşûra gününde tutulan orucun, bir yıl önce işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olacağı müjdelenmiştir.”(Riyâzü’s-Salihin, II, 509)

“Kim haram aylarda(n olan Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb’de) üç gün oruç tutarsa, o kişi için 900 yıllık ibadet sevabı verilir.” (Enes r.a.)

“Resulullah buyurdu ki her kim herhangi bir haram aydan Perşembe, Cuma ve Cumartesi olmak üzere üç günü oruçlu geçirirse, kendisine (her güne karşılık) 900 sene ibadet sevabı yazılır.” (Taberani)

“Her kim Muharremden bir gün oruç tutarsa ona her güne karşılık 30 gün (oruç sevabı) vardır.” (Gunyet’üt Talibin – Abdülkadir Geylanî k.s.)

“Kim, muharrem ayından bir gün oruç tutarsa, o ayda tuttuğu her gününe karşılık o kimse için otuz sevap vardır.” (Abbas, İmam Suyuti)

Selâm, duâ ve muhabbetle,

Allah ‘a emanet olunuz.

Kategoriler
Günlük

Safları Sıkı Tutma Yöntemi – 2

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun.

Geçenlerde safları sıkı tutma üzerine bir yazı yazmıştım. Bu yöntem kişinin bulunduğu saf için geçerliydi. Fakat bir öndeki saftaki boşluğu doldurmaya yönelik değildi. Bu sefer aklıma başka bir fikir geldi.

Fikrimi yeterince olgunlaştıramadım aslında. Üzerinde biraz daha düşünmek gerek. Uygulama olarak ilki kadar pratik ve ucuz değil. Ben yine de sizinle paylaşayım istedim. Belki zihninizde bir ampul yanar. Buradaki asıl maksadım zaten sizi düşünmeye sevk etmek 🙂

Yesilden kirmiziya camii halisi

Camii halılarının renkleri en ön safından arkaya doğru yeşil, sarı ve kırmızı olacak. Renklerin anlamı şu; yeşil en çok sevap alınan, sarı biraz daha az ve kırmızı da artık “biraz daha erken gel hacı!” der gibi. Camiinin girişine de bilgilendirici renkli bir poster asılır. Evet kabul ediyorum biraz çocukça, biraz oyun gibi. Hatta bu yüzden bu fikrin daha uygulaması kolay bir hali yazın Kur’an kurslarında uygulanırsa çocuklara bu hassasiyet aşılanmış olur. 😛 🙂

Aklıma başka fikirler de geliyor aslında. Mesela ön saflara doğru halıların kokusu daha da güzel olsa nasıl olurdu? Açıkçası benim için bir cazibesi olurdu 🙂 Ya da bir öndeki safın ayak basılan yerine x2 falan yazsak? 🙂 Çünkü sevaplar imamın arkasından doğru bir sağa bir sola olarak yayılıyor ya, heh işte bir öndeki safa geçmek (eğer saf uzunsa) bayağı avantajlı 🙂

Ne buuu? Akademisyen kafası…

Selâm, duâ ve muhabbetle,
Allah ‘a emanet olunuz.

Kategoriler
Günlük

Diyene Bak

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, affı, mağfireti, rızası üzerinize olsun,

Bilhassa sosyal medyada (Müslümanlar arasında) sıkça yaşandığını gördüğüm bir şey var. Bunu zamanında ben de yapmış olabilirim. Allah cümlemizi affetsin. (Âmin)

Şimdi, kendimde fark ettiğim bu şeyi, sizinle de paylaşmak istiyorum.

A grubunun üyesi B grubunu bir sebepten ötürü eleştiriyor. Ha bu arada A ve B ille grup olmak zorunda değil bunlar kişi de olabilir. Bunu duyan/okuyan B grubu mensubu mübarek zat hemen yapıştırıyor cevabı “Diyene bak! Sen ne kadar hassassın ki?… Ne kadar kurallara uyuyorsun ki?…”. Mesela en sık yaşanan konuşmalardan biri şallı hanımların şallarını gevşek bağlamaları konusu.

Bunun bir kaç sebebi var sanırım. Birincisi karşımızdakini de aşağıya çekerek karşı tarafa göre göreceli olarak konumumuzu korumamız. Bir diğeri o anki suçlu durumdan kurtulmak için karşı saldırıda bulunma isteğimiz olabilir. Üçüncü olarak da ki bence en mantıklısı bu; vicdanımızı rahatlatma çabamız olabilir. Yani kusuru o kadar da önemli değilmiş gibi algılamaya başlamak/çalışmak.

Fakat bunlardan yada bunların dışındaki ne sebeplerden ötürü olursa olsun, bu cevap problemimizi çözmüyor. Bizim bu yaptığımız doğru değil. Bizim bu yaptığımız aslında bir diğer kusurlu hareket. Biz böyle bir cevaptan sonra o yanlış her ne ise onu yapmaya devam ediyoruz. Burada atladığımız bir şey var; bu sözü bize gerçekten kim söyledi?

Görünene bakarsak Allah ‘ın bir kulu… Bize sorsalar bizden daha aşağıda bir kul. Fakat görünmeyen bir kısım var. Aslında o muhteremi bize gönderen kim? Allah. Tatlı yahut sert uyartan, ikaz ettiren kim? Allah. Daha da geriye gidelim; o işi yapmamamızı taa en başta emreden kim? Yine Allah. “Yaaa tabi canım orası öyle de…” dediğiniz duyar gibiyim… Eeee o zaman? Orası eğer öyleyse?…

Bundan sonrasını söylemeye gerek yok. Siz bundan önce farketmediyseniz de zaten meseleyi anladınız. Bundan sonrasını tarif etmeye, anlatmaya gerek yok.

Gelin bir duâ ile bitirelim.

Allah (c.c.), bize,  kendilerini sevdiği, kendilerinden razı olduğu, bize kusurlarımızı tatlı dille söyleyen dostlarını dost edindirsin. Rabbimiz (c.c.) o kusurlarımızı en güzel şekilde düzeltmeyi, onlardan kurtulmayı nasip etsin. Ve Rabbimiz (c.c.) o dostlarını sevdiği gibi bizi de sevsin ve onlardan razı olduğu gibi bizden de razı olsun. (Âmin)

Selam, duâ ve muhabbetle,
Allah ‘a emanet olunuz…

Kategoriler
Genel Günlük

Gebze Teknik Üniversitesi’ne Nasıl Gidilir?

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, affı, mağfireti, rızası üzerinize olsun,

Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) ‘ni kazanan pek çok öğrencinin kara kara düşündüğü şeylerden biri İstanbul ‘dan okula nasıl gidileceğidir. Ben size şu ana kadar bulduğum alternatif yolları sıralayayım:


Daha Büyük Görüntüle

1- Gebze-Harem Minibüsleri:
Harem ‘den kalkıp Gebze merkeze kadar giderler. Yolculuk Göztepe Köprüsü ‘nden Çayırova McDonalds ‘a 1,5 saat kadar sürüyor. Yol ücreti ben en son bindiğimde 3 TL civarıydı. Fakat bu epeyce bir süre önceydi. Şuan daha fazla olabilir.

Gebze_Harem_Minibüs

2- Banliyö:
Eski Haydarpaşa – Gebze trenlerinden bahsediyorum. Artık Marmaray olarak geçiyor. Şuan bildiğim kadarıyla kullanılmıyor çünkü YHT çalışmaları var. Fakat 29 Ekim ‘de Pendik-Gebze arası seferlerin başlayacağı söyleniyor. Üniversitenin çok yakınında bir istasyon (Fatih) var. Tren kullanıma açıldığında buradan Pendik ‘e ve devamın Marmaray sayesinde karşıya bile gidebilirsiniz. Yolculuk eskiden Göztepe-Fatih istasyonu arası 40 dk civarıydı. Yeni trenler sayesinde bu süre belki biraz daha kısalır.

Gebze_toplu_tasima_ulasim

3- Kadıköy-Kartal Metro & 17B:
Malumunuz M4 metrosu açıldı. Göztepe ‘den Kartal ‘a gidiş (yeryüzünden yerdibine inip oradan tekrar yeryüzüne çıkmayı da katarsak, çünkü ciddi vakit alıyor) 35-40 dk sürüyor. 17B ise IETT ‘nin tren çalışması sebebiyle koyduğu ve eskiden Pendik-Gebze arasında çalışırken şimdi Kartal-Gebze arasında çalışan otobüstür. Kartal Köprüsü ‘nün Kartal sahiline inen yolun üzerindeki duraktan kalkar. Tek bilettir. Kartal – Gebze arası 40 dk kadar sürmektedir. Okulun yakınında bırakır. Her 15dk bir olmakla birlikte yoğunluğun azaldığı zamanlarda bu otobüs yarım saate bir kalktığı da olmuştur. Tecrübeyle sabittir. Tabii otobüs bozulmuş olabilir. Bazen öyle oluyor. Daha doğrusu biz bilmiyoruz da şoförlerin bize söylediği budur.

4- 130Ş & 500T:
Üniversite, Tuzla (İstanbul) ile Gebze (Kocaeli) sınırında yer almaktadır. Gebze tarafındaki mahallenin ismi Çayırova ‘dır. Tuzla tarafındaki mahalle de Şifa Mahallesi ‘dir. Bu iki otobüs ile okula gelmek isterseniz Şifa Mahallesi’nde inip 2 kmlik yolu yürümek zorundasınız. Bu arada 2 kmlik yol indiğiniz yer ile Bilgisayar Mühendisliği arasındaki yoldur. Kimya ve Biyoloji bölümleri bizden de uzaktalar. O zaman herhalde 2,5 km yürümeniz gerekir. Eğer bu yolu seçecekseniz bir yürüyüş ayakkabısı alın 🙂

IETT_131T_522

5- M4 Metrosu & KM10:
Daha önce M4 metrosundan bahsetmiştim. Eğer okumadıysanız madde 3 ‘ü okuyunuz. KM10 ‘da 17B gibi özel bir otobüstür. Tam olarak nereden kalktığını bilmiyorum. Fakat sabah saat 08:00 – 08:10 civarında E5 üzerindeki Kartal Köprüsü’nün Gebze istikametinde giderken sağda kalan otobüs durağından geçmektedir. Özel olarak saat 08:00 otobüsü üniversiteye gelmektedir. Akşam da 16:00 ve 17:00 ‘de aynı şekilde okulun önündeki servis alanından kalkar ve M4 metrosuna gider. Yol E5 trafiğine bağlı olmakla birlikte takriben 30 dk sürmektedir.

Yolunuz açık olsun (âmin).
Allah ‘a emanet olunuz.
Selam, dua ve muhabbetle…

Kategoriler
Günlük

GTÜ vs BOUN

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, affı, mağfireti, rızası üzerinize olsun,

Kız kardeşim bu sene liseden mezun oldu ve Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü kazandı. Akşam yemeğinde kayıt günü ne yaptığını, gününün nasıl geçtiğini sormuştum. Konuşmamızın sonunda üniversitelerimizin kampüsünü yarıştırırken bulduk. Buyrun kimin üniversitesi daha iyi siz karar verin.

  • BOUN boğaza nazır. GTÜ kocamaaaaan bir denize (Marmara) nazır.
  • BOUN’da kediler var. GTÜ’de kediler, köpekler, kırlangıçlar, martılar, yılanlar! (vallahi billahi gördüm), tavuklar, inekler hatta leylekler bile var. Ha bir de geçen gün hava uçan 4 kanatlı ayy pervaneli bir şey gördüm. Onu da sayabiliyor muyuz bilmiyorum.
  • BOUN’na yeni metro yapıldı. GTÜ’nün tam ortasından YHT geçiyor.
  • BOUN’nun kampüsü yeşil. GTÜ yemyeşil. Öyle ki iki hafta içinde çatlamış toprak yemyeşil olabiliyor. Ayrıca bir sürü meyve ağacı var. TSE, sağolsun, zamanında buralara meyve ağaçları dikmiş herhalde. Gidip dalından organik dut, elma, armut, kirazımsı-vişnemsi birşey yiyebiliyoruz mesela.
  • BOUN’un tarihi binaları var. GTÜ’nün tarihi, yarı taştan yarı betondan tarihi devlet binaları, memur lojmanları, bekçi kulübeleri var.
  • BOUN’un ortasından geçen deresi yok. GTÜ’nün kampüsünü ortadan ikiye ayıran ve kış aylarında taşabilen deresi var.
  • BOUN’da cami yok. GTÜ’nün camiisi var.
  • BOUN’un giriş kapısı eski püskü. GTÜ’nün giriş kapısı uzayımsı gibi değişik.

Daha pek çok şey bulabilirim ancak BOUN’u daha fazla ezmek, üzmek istemiyorum. O yüzden burada bırakıyorum. 😛

Allah’a emanet olunuz.
Selam, duâ ve muhabbetle.

Kategoriler
Günlük

Kısa Kısa İtikâf 1434

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu ebeden ve daimen fi Cenneti’l Firdevs,

İşte 1434 yılı itikâfından notlar…

İtikâfa misvak ve karanfil getirmeniz tavsiye olunur. Ben unuttum. :/ 1435 itikâfına nasip olsun (âmin).

Naçizane bir tavsiyedir. İtikâfa girmeden önce girenlerden tecrübelerini alın. Önceden hazırlanmak, hedefler belirlemek, günleri planlamak verimliliği arttırıyor.

Camiinin kubbesine bakarak uyumak, gökyüzüne bakarak uyumak kadar güzelmiş.

İtikâf camiilerinin tuvaletlerini ücretli yapmak kısa zamanlı da olsa dünyanın en karlı işi olabilir.

Daha önce hurması öyle iyice tadını ala ala yediğimi hatırlamıyorum.

Soğuk camii çinisine yapışıp uyumak diye bir şey var.

İçeride düşünecek çok vaktim oldu. 😛

minderler

7 cm kalınlığındaki minder dünyanın en rahat yataklarından biri olabilir. Gayet zinde uyanıyorsunuz. En azından bendeki etkisi bu.

Birkaç parça giysi, bir yastık bir minder ve bir pike ile yaşamak mümkün. Evi eşyalarla doldurmaya gerek yok. Sadelik candır!

Camiilere serinliği sağlamak için pervaneler koyulur. Ben bunun çok verimsiz, çok gereksiz bir uygulama olduğunu düşünürdüm. Bulunduğum camii büyük ve nispeten serin olduğu için mi bilmiyorum ilk defa pervanelerin işe yaradığını gördüm.

Camii çok büyüktü ve itikâfa girenlerin sayısı 5 ile 13 arasında gidip geliyordu. İmamın dediğine göre camii yanlış hatırlamıyorsam 1400 küsur metrekareymiş. Yani kişi başına 280 m2 ile 107 m2 arasında alan düşüyordu. Bu alanda Türkiye’de birinci olabiliriz. 🙂

Çaysız geçen günlerim oldu… Gerçi ben zaten çayyaş değilim, değildim. (Literatüre çayyaş terimini katan Necmi Amca’dan Allah razı olsun. )

Bir sahurda ekmeklerimizi Rahman ’ın (c.c.) misafirleri karıncalarla paylaştık. Afiyet, şeker, şifa, güç, kuvvet ve koloni olsun.

Müezzin mahfili

İtikâfa girdiğim camiide müezzin mahfili büyük Osmanlı camiilerindeki gibi iki katlıydı. Bir gün bir muhterem, ikindi namazına çok az bir zaman kala bana bir latife yapmak istemiş. Ben abdestimi tazeleyip camiiye girdim. Müezzin mahfilinin yanından geçerken birinin bana seslendiğini duydum. Sağıma soluma baktım ama bir türlü sesleneni göremedim. Meğer müezzin mahfiline çıkmış ve seslenip saklanıyormuş. 🙂

Biz itikâfa iftardan sonra girmiştik. O gün iftarda yaşanan bir şeyi aktarmak isterim. Biz yaşamadık ama anlatılanlardan aklımda kalanı anlatayım. İftar zamanı yaklaşmış. Yere örtü serilmiş. Üstüne su, hurma, mercimek çorbası ve dilim dilim ekmekler koyulmuş. Hoca oğluna seslenmiş “Oğlum! Gel hadi iftar yapalım!” diye. Ufaklık koşa koşa sofranın başına gelmiş ve durup sofraya kısa bir süre bakmış. Sonra ağlayarak koşa koşa uzaklaşmaya başlamış (eve gidiyormuş). Hoca da telaşla seslenmiş “Oğlum ne oldu? Neden ağlıyorsun?” diye. Ufaklık cevap vermiş “Açım! Açım!”. 🙂

1435 itikâfına tam zamanlı girmek duâsıyla,

Allah ‘a emanet olunuz…

Kategoriler
Günlük

Tasavvufta Kritik ve Analitik Düşünme (KAD) Nereye Kadar?

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, affı, mağfireti, merhameti, rızası üzerinize olsun.

Prof. Dr. Bilal Kemikli Hoca’nın 1 Haziran 2013 tarihinde yaptığı “Tasavvufta Kritik ve Analitik Düşünme (KAD) Nereye Kadar?” konulu konuşmasından çok beğendiğim iki kısmı aktarmak istedim. Vakti müsait olanların dinlemesini, izlemesini tavsiye ederim. Bana çok şey kattı. İlgili bağlantıları en aşağıda bulabilirsiniz Efendim.

“… Özgürlük dediğimiz hadisenin, hürriyet dediğimiz hadisenin aslında tasavvufla iç içe olduğunu, tasavvufla birlikte, bağlanmayla birlikte insanın gerçek anlamda özgürleşeceğini ifade etmeyi zihnimizin bir kenarına yazmamız gerekiyor. Bağlanmak iman etmek demektir. La ilahe illallah Muhammedur-resulullah derken zaten la ilahe derken atıyorsunuz. La ilahe derken atıyorsunuz, illallah diyorsunuz, Allah ‘a bağlanmış oluyorsunuz. İman etmek bağlanmaktır. İman etmek hür olmaktır. İman etmek insanın özgürleşmesidir. Bunun özellikle bilinmesi gerekiyor. Mü’min olmak özgür olmaktır, hür olmaktır. Bir şeye bağlanmayan kişi, herhangi bir şeye iman etmeyen kişi her şeye bağlı olur. Bunu biz gençliğimizde yaşamışızdır. İşte evlenme çağında, evlenme çağında olan beyefendilerin, evlenme çağında olan hanımefendilerin mutlaka akılları bir tarafa kayabilir, gönülleri bir tarafa kayabilir. Gördüğü her kızla evlenmek isteyebilir, her güzel kızla. Yahut da her iyi bir beyefendi gördüğünde evlenmek isteyebilir bir genç hanımefendi. Bunu hepimiz yaşadık. Ama nikahla birlikte ne oldu? Nikah bağdır zaten. Nikahın anlamı budur. Nikah bağdır. Nikahla birlikte artık bu düşüncelerimiz tek bir noktaya adapte olmuş oldu, tek bir mecraya akmaya başladı. Nikahla birlikte özgürleşmiş oluruz. Evlenerek özgürleşmiş oluruz. Aklımızı özgürleştirmiş oluruz. Kalbimizi özgürleştirmiş oluruz. Bir ev kuruyorsunuz, bir yurt, yuva kuruyorsunuz, bir aile inşa etmiş oluyorsunuz. Nikah da bağlanmaktır. Tasavvuf da bağlanmaktır. İman da bağlanmaktır ve hürriyettir. Bunun baştan bu şekilde bilinmesi gerekir…”

“… O küçükler böyle çok da güzel kokarlar. Yani İbn-ül A’rabi’nin bakışıyla söylersek çoçuk biatı çok taze olan varlıktır. Tıpkı yağmur gibidir. Yağmur, biatı tazedir. Yaratıcıdan yeni gelmiştir. O yüzden yağmurun altında ıslanmak insana huzur verir. Bilhassa Nisan yağmurları huzur verir. Çok da fazla ıslanmayalım hasta oluruz ( 🙂 ). Ama çocuk da öyledir. Çocuğu böyle kucağınıza alırsınız, vücudunuzdaki bütün negatif enerjileri alır götürür. Farklı bir koku, farklı bir şey, rayiha, duyarsınız. Neden? Biatı sağlam, temiz olduğu için. Ve çocukta o, Allah ‘ın yarattığı özle ilgili bilginin olmasından kaynaklanıyor. Ama zaman içerisinde buluğ çağı gelince, hadis-i şerifte olduğu gibi, çocuk fıtrat üzere doğar diyor Efendimiz, hazret-i fahri kainat Efendimiz (s.a.v.). Fıtrat üzere doğar yani Allah ‘ın verdiği bilgiyle doğar, ama zaman içerisinde ebeveyni Efendim onu hangi dine mensupsa o dinin bağlısı haline getirir. Yani eğitim sistemimiz, aile şartlarımız, çevremiz çocuğu o doğal, fıtrata ait o bilgiden uzaklaştırıyor. Yani Allah ‘a ilişkin bilgiden halîk-ı mutlak olan Allah ‘ın yarattığı, kodladığı bilgiden uzaklaştırıyor. Modern hayat uzaklaştırıyor. Hayat standartları uzaklaştırıyor. Ekonomik şartlar uzaklaştırıyor. Aldığımız eğitim uzaklaştırıyor. Mesele nedir? O, doğuştaki o fıtrata uygun hale yeniden gelmektir. Yeniden gelmeyi eskiler büyük bir olay olarak telakki etmişler ve buna ümmilik demişlerdir…”

Ben videoyu sese dönüştürüp okula gelip giderken dinledim. Siz de belki aynı şeyi yapmak istersiniz diye ses halini burada paylaşıyorum. Aslına yani videolara aşağıdaki diğer bağlantılardan ulaşabilirsiniz.

Ses 01 – http://www.sadican.com/depo/Sounds/KAD-Tasavvuf-01.mp3

Ses 02 – http://www.sadican.com/depo/Sounds/KAD-Tasavvuf-02.mp3

Video 01 – http://www.youtube.com/watch?v=dRJLwhgM3f8

Video 02 – http://www.youtube.com/watch?v=xmixUdhGYVs

Allah ‘a emanet olunuz.

Selam, dua ve muhabbetle…

Kategoriler
Günlük

İki Yol

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize olsun…

Nefsin, şeytanın ve şehvetin şerrinden Allah ‘a sığınırım. Rahman ve rahim olan Allah ‘ın adıyla başlarım…

İki yolu mu vardır Efendim?

Ya karşındakini hor hakir göreceksin. Müslümanlığını beğenmeyeceksin. Ufacık bir hatasını bulup ifşa edeceksin. Yerin dibine sokacaksın. Ağzından çıkan ile yaptığı bir değil bunun diyeceksin. Sonra kendini öveceksin de öveceksin. Ben böyle takvalıyım böyle iyiyim böyle doğruyum diyeceksin. Egonu ha babam şişireceksin. Kendini bir şey sanacaksın. Yalancı bir iyilik hissedeceksin. Ben süperim, Rabbim beni sever diyeceksin.

Fakat bu sefer kalp kıracaksın. Bu sefer gönül yıkacaksın. Düzeltmek derdin yoktu ama yamuğunu göstereyim derken, eğriyi doğrultayım derken hepten koparacaksın. Karşındaki kaybedeceksin.

Olur mu? Olmaz…

Yahut karşındakini bırakacaksın. Bu sefer de kendine bakacaksın. Kendi eksiğini, kendi yamuğunu bulup kendini yerin taaa dibine sokacaksın. Sonra Rabbin ‘den çokça af dileyecek, çoookça susacaksın. Diline çok şey gelirse karşındakine laf etmeden evvel kendine bir çuval dolusu laf edeceksin. Kendini övmek yerine döveceksin. Bu böyle olmaz deyip düzelteceksin. Çeki düzen vereceksin. Zamanla düzeltebilirsen belki bir parça iyi hissedeceksin. Allah belki bu sefer beni sever, benden razı olur diye ümit edeceksin.

İşte bu sefer de kendi kalbini kıracaksın, gönlünü parçalayacaksın. Egonu lime lime edeceksin. Güya heptin sen ama hepten koca bir hiç olacaksın. Yeryüzünün en rezili sen olacaksın. Eskiden beğenmediklerinin altının da altı olacaksın. Canını yakacaksın.

Olur mu? Bal gibi olur…

Selam, duâ ve muhabbetl,

Allah ‘a emanet olunuz.

Kategoriler
Günlük

Safları Sıkı Tutma Yöntemi

Allah ‘ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, affı, mağfireti, sevgisi, rızası, merhameti, nuru üzerinize olsun Efendim.

Rahman ve rahim olan Allah ‘ın (c.c.) adıyla günlüğüme başlıyorum.

(Bunu da genç, benden küçük günlük yazarı kardeşlerden öğrendim. Besmele ile başlıyorlar. Ne güzel! Maşaallah… Allah onlardan râzı olsun. Bu arada mesela Gazali de öyle yapmış. Geçtiğimiz ay bir kitabını okumuştum. Orada gördüm. Ben de önce küçüklerimi sonra Gazali’yi örnek alarak besmele ile başladım.)

Efendim malumunuz cemaatle namaz kılarken safları sıkı tutmamız gerekiyor. Fakat (ne yazık ki) şuan ki durum olması gerektiği gibi değil. Birimiz ile ötekimiz arasına ben zorlasam bir şehir sığdırırım. Maket tabii. Tamam tamam kabul; biraz abarttım ama safların sıkı olmadığı konusunda hem fikiriz değil mi? Heh! Şimdi bunu aklınızın bir köşesinde tutun. Orada azıcık dursun. Buraya geri döneceğiz inşaallah.

Geçtiğimiz aylarda merhum hocamız Mehmet Zahid Kotku (Rh.A.) ‘in bir sohbetini dinlerken özet olarak şunları söylediğini duymuştum. Daha doğrusu aklımda bu şekilde kaldı. Bir yanlışım varsa lütfen ama lütfen düzeltin. (Konuya dönüyorum.) Biz namaza duruyoruz ya hani, imamdan başlayarak feyz yayılırmış sağa ve sola. İnsandan insana geçermiş. Ama saflar sıkı olmayınca kablosuz ağ gibi oluyor(muş). Hız biraz daha düşüyor. İmamdan uzaklaştıkça, arka saflara doğru gittikçe insanların arasındaki boşluklar artıyor (çünkü imam namaza durmadan arkasına dönüp bakıyor ya, işte o yüzden ilk safta genelde sorun olmuyor. Bir de ton ton amcalar zaten dikkat ediyorlar safların sıkı olmasına). Haliyle de o feyz arkalara iyi gitmiyor. Hani modemin evin bir ucunda olup bizim evin öteki ucundan internete bağlanmaya çalışmamız gibi bir şey işte. Normalde veri kaybı olur. Veriler havadan tekrar tekrar gönderilir. Burada da feyz kaybı oluyormuş gibi. Ama safları sıkı tutunca ne oluyormuş? O zaman da kablolu bağlantı yapmışsın gibi arada fiber optik kablo varmış gibi oluyor. Feyz en arkaya kadar kayıpsız ve ciuvvv diye ışık hızında gidiyor. Hâl böyle olunca da namaz daha güzel oluyor. Tamam şimdi aklımızın sağ tarafına geri dönüyoruz.

Ben de işte kendi üzerime düşeni yapayım, safın sıkı olmasını sağlayayım diye bir metod buldum. Kimseyi “Amca, abi, kardeş, hey ufaklık, bücürük” diye seslenip zorla çağırmaya gerek olmuyor. İmamın olduğu taraftaki kişiye iyice yaklaşıyorum. Yani imam benim sağımdaysa sağdaki kişiye gibi. Adam uyuz oluyor ama omzum kolum iyice değiyor. Sonra omuzlarımı iyice kaldırıyorum ve ellerimi üst üste getirip aşağı doğru uzatıp sanki birazdan havuza dalacakmış gibi böyle o hale getiriyorum. (Şuan anlattıklarımı yapmaya çalıştığınızı hayal ediyorum da… 🙂 ) Neyse bu arada diğer tarafımdaki zat-ı muhterem de arada iyice boşluk olduğunu görerek biraz daha yaklaşıyor bana. Çünkü o kadar boşluk olmasından o da rahatsız aslında. Hani içinden “Ya Hu abartmasam mı acaba?..” diyor gibi. Bu arada imam tekbir getiriyor ve herkes namaza duruyor. Biz durmuyoruz ama! Sakın! Bir arslan gibi avımızı gözetliyoruz. O da tekbir getirip namaza duruyor mu? Heh işteee kapana kısıldııı. Artık kaçacak yeri yok… Gevşeyip normal şekilde duruyoruz ve namaza başlıyoruz. Biz imam tarafındaki kişiye yanaşmıştık zaten. Öteki taraftaki de bize kendiliğinden, vicdanı el vermediğinden, yanaşınca (ki arada yine biraz boşluk bırakıyor zaten sorun yok) ve biz de normal şekilde durunca saf tam oluyor. Hatta biraz sıkı oluyor gibi. Allah kabul etsin! (âmin)

Tabi bu arada sizin gibi hassas birisi gelirse ve size yapışırsa o zaman bütün namazı öyle kılmak zorunda kalırsınız. (Ki benim başıma geldi. 🙂 ) Ama sorun yok zaten güzel olan o 🙂

Ben bu arada konu ile alakalı bir kaç hadis-i şerif bulmuştum. Onları da istifadenize sunayım istedim.

Allah ‘a emanet olun.

Selam, dua ve muhabbetle.

[well_box]

Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Saflarınızı düz tutunuz. Zira safların düz olması namazın tamam olmasını sağlayan hususlardan biridir.”

Buhârî, Ezân 74; Müslim, Salât 124. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 93; İbni Mâce, İkâmet 50

[/well_box]

[well_box]

Nu`mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi:

“Saflarınızı düzeltiniz, yoksa Allah Teâlâ’nın aranıza düşmanlık sokacağını iyi biliniz.”

Buhârî, Ezân 71; Müslim, Salât 127. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 93; Tirmizî, Mevâkît 53; İbni Mâce, İkâmet 50.

Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizim buna alıştığımızı görünceye kadar böyle yapmaya devam etti. Kendisi birgün namaza çıktı ve namaz kıldıracağı yerde durdu. Tam tekbir almak üzere iken göğsü saf hizasından dışarı çıkmış bir adam gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Ey Allah’ın kulları! Saflarınızı düzeltiniz; yoksa Allah Teâlâ’nın aranıza düşmanlık sokacağını iyi biliniz.”

Müslim, Salât 128.

[/well_box]

[well_box]

Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem göğüslerimize ve omuzlarımıza dokunarak bir baştan diğer başa safın arasında dolaşır ve şöyle buyururdu:

“İleri geri durmayınız. Sonra kalpleriniz de birbirinden farklı olur”. Ve sözlerine şöyle devam ederdi: “İlk saflarda bulunanlara Allah rahmet, melekler de dua eder.”

Ebû Dâvûd, Salât 93. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 25

[/well_box]

[well_box]

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Saflarınızı düz tutunuz. Omuzları bir hizaya getiriniz. Aralıkları kapayınız. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşlerinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız. Allah, safları bitişik tutanların gönlünü hoş eder. Safları bitişik tutmayanlara Allah nimetlerini lutfetmez.”

Ebû Dâvûd, Salât 93, 98

[/well_box]

[well_box]

Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Saflarınızı sık tutunuz. Safların arasını yanaştırınız. Boyunlarınızı bir hizâya getiriniz. Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, saffın boş kalmış aralıklarından şeytanın bodur, kılsız siyah koyun gibi girdiğini görüyorum.”

Ebû Dâvûd, Salât 93. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 28

[/well_box]